Hayatımızda hepimizi ayrı boyutlarda etkileyen bir çok problem, acı, stres kaynağı durum mevcut. Kimisi bunları kaldıramıyor kimisi de nasıl baş edebileceğinin yolunu çoktan bulmuş önüne bakıyor. Peki psikoloji dediğimiz yol arkadaşımız bizden ne istiyor ?
Bir önceki yazımda teknolojiden bahsetmiştim. Teknolojinin hayatımıza etkileri daha doğrusu benliğimize, psikolojimize etkisinden bahsetmeye çalışmıştım. Günümüzün neredeyse yarısı elimizde telefonla geçtiği için ister istemez bu dünyanın içine kapılıp reellikten uzaklaşıyoruz. Psikolojinin baş düşmanı kesinlikle telefonlarla fazla vakit geçirmek diye düşünüyorum. Radyasyondan mı yoksa diğer sebeplerden ötürü mü bilmem ama telefon kesinlikle insan psikolojisini etkiliyor. Gün içerisinde telefondan biraz uzak kaldığınızda zaten bu farkı anlayabiliyorsunuz. Bu konuda kesinlikle bir detoks şart.
Telefon mevzusunu geçersek problem veya stres kaynağı başka bir durum olduğunda da ruhen yıpranıyoruz elbet. Öncelikle şunu söylemek istiyorum ki bir insan fiziki olarak rahatsızlanabileceği gibi bu şekilde ruhen de rahatsızlanıyor. Nasıl fiziksel olarak bir problem olduğunda doktora gidiyorsak ruhumuz rahatsızlığında da bunun için doktorlarımız mevcut. Evet psikolog ve psikiyatristler bizim ruh doktorumuz olarak geçiyor. Eskilerde psikolog/psikiyatri tedavisi görenlere gerçekten kötü gözle bakılırdı sanki o kişi bir suç işlemiş gibi ve psikologa gidenlerde bu tepkilerden ötürü bunu söylemekten çekinirdi. Neyse ki artık çağdaş bir toplumuz da insanlar bunun normal bir şey olduğunun farkında. Farkında olmasının sebebi de artık kimsenin normal olmaması bence.
Psikolojide o kadar çok rahatsızlık var ki ayağı takılıp düşene bile bir psikolojik rahatsızlık ismi vermişler o derece. Genelleme yapmayarak bazı psikologların da bu konuda suçlu olduğunu düşünüyorum. Kişi anlık bir problem yaşadığında korkuya kapılıp psikologa/psikiyatriye gidiyor ve doktor kişinin tam olarak ne yaşadığını bilmeden basıyor antidepresanı. Şimdi bu durumda hastanın mı ruhsal sıkıntısı var doktorun mu tartışılır. Bu zihniyetteki doktorlar yüzünden ülkemizde normal düşünebilen bir insan kalmadı bence. Her 10 insandan 8 i bu ilaçlara bağımlı yaşıyor. İşin üzücü yanı da ilaçlar tedavi değil sadece gününü kurtaran bir kimyasal. Şimdi hastalığına ilaçtan başka tedavi bulunmayan kişiler de var. Zaten bu ilaçlar ruh bozukluklarının son evresini yaşayan bu kişilere verilebilecek ilaçlardır. Bunu bilmek için doktor olmaya gerek yok tabikide. Yani eğer bir problem var ise ve bu problem çözülebilecek boyutta ise kesinlikle bu ilaçlar kullanılmamalı.
Problem çözmek için ilaçlar dışında pek çok metod var. Tabi ki olumlu düşün olumlu olsun 'Secret' yasaları değil. Ama buna benzer şeyler. Kişi öncelikle kendinin doktorudur. Neyim var, neden böyle bir şey yaşıyorum diye sormalı kendine. Elbet bunun cevabını en doğrusuyla kendine itiraf edeceği için çözümlerde kendinde saklı olacaktır. Genel bir problem kaynağına çözüm olarak kafayı dağıtmak en önemlisi. Kişisel gelişim kitaplarının hepsinde carpe diem (anı yaşa) , geçmişi düşünme, pişman olma, olumlu şeyler düşün onları hayatına çekeceksin, meditasyon yap, şükret, dua et gibi fikirler sunuyorlar. Bunların bir kısmı saçma gelse de aslında hepsi doğru sadece uygulamayı beceremediğimiz için saçma geliyor. Bu tarz kitap yazarları arasında beni en çok etkileyen Louise Hay olmuştur. Bu yazarın ismini bir arkadaşımla beraber duymuştuk. Bir kadın düşünce gücüyle kanseri yenmiş falan ve benim çok ilgimi çekmişti. Hemen kadının kendi hayatını yazdığı bir kitabını okudum ve gerçekten çok etkilendim. Küçük yaşlarda tecavüze uğruyor ve hayatın tüm yükü resmen onun üzerinde. İleri ki yaşlarda kadın rahim kanseri olduğunu öğreniyor. İlaç kullanmayı reddedip bunu hayat standartını değiştirerek, kaliteli yaşamayı düşünmeyi öğrenerek yenebileceğine inanıyor. Ama gerçekten inanıyor. Uzun lafın kısası kadın aldığı pek çok eğitimler ve hayatındaki değişikliklerle hastalığını yeniyor. Hastalığının ise küçük yaşlarda tecavüze uğramasından kaynaklı oluştuğunun bilincine varıyor. Yani kişi ruhen hangi yıkıma uğradıysa hastalığın o bölgede boy gösterdiğini savunuyor. Kalbi çok kırılan bir insanın kalp rahatsızlığı yaşaması, bir şeyleri kendine yediremeyen bir insanın midesinde problemler yaşaması...
Yani demem o ki kişi bir problem yaşadığında doktora koşmaktan önce kendi özüne dönmeli, kendine iyi gelebilecek her şeyi yapmalı, kendine zarar veren insanları hayatından çıkarmalı, mutsuz olduğu şeylerden uzak durmalı. Kişi kendi için değerli ve tektir. Eğer kendinize gerçekten değer veriyorsanız umarım kendinizin doktoru olabilirsiniz. :)

Yorumlar
Yorum Gönder